fbpx
Pzt - Ctesi 08:00 - 20:00

Pazar - KAPALI

0212 224 74 74

info@bilgehanaydin.com

ŞİŞLİ/İSTANBUL

Harbiye, Abdi İpekçi Cd. No:57

Bizi Takip Edin

Ayna ve Kadın

Ayna ve Kadın

Güzellik kavramı her dönemde ve kültürde olduğu gibi Türk kültüründe de çok önemli bir yer
tutar. Kadınlar tarih boyunca muhakkak ki farklı şekillerde ve üsluplarda ama değişmez bir
şekilde her an güzelleşmek ve güzellik adına kendini yeniden yaratmak dürtüsünü ve
arzusunu sürdürmüşlerdir. Günümüzde cep telefonlarının, kameraların ve sosyal medya
ağlarının işini 20. yüzyıl başlarına kadar aynalar yapmıştır. Ayna, kendisiyle hemhal olan
kadının güzelliğini ve gizemini yüzeyinin altındaki sır perdesinin ardında bir sırdaş gibi
paylaşmıştır, yüzyıllar boyunca. Aynaya eski Türklerde verilen isimlerin çokluğu bu
sırdaşlığın bir göstergesidir adeta: Beze, bezen, kırtışlan, körk, körkedh, közngü, közünğü,
tuz; bunlar hep aynanın isimleridir. Bir eşyanın bu kadar çok isminin olması insanın ve
konumuz özelinde kadınların bu nesneyle olan ilişkisini çok güzel özetliyor.
Kadına güzel olduğunu herkesten önce söyleyendir ayna. Düğünden önce başını bağlatan,
zülüflerini ve perçemlerini kestiren gelinlik kızlar, eşinin, dostunun, akrabasının düğününe
gitmeden önce bezekçide bezenen genç kadınlar, tenlerinin pürüzsüz ve sağlıklı görünmesini
isteyip de günümüzdeki fondötenin atası olan beyaz (“aklık”) ve kırmızı “(“allık”) boyaları
karıştırarak yüzlerine düzgün çeken, bakışlarına mana katmak için gözlerini kalemkârın yaşlı
bir nakkaşınki kadar mahir ellerine emanet eden, düğünden önceki gece hep birlikte toplanıp
türküler eşliğinde ellerine kına yakan kadınlar, bu yaptıkları sonucunda daha güzel olup
olmadıklarını herkesten önce aynalardan öğrenmişlerdir hep. Gelinlik çağdaki kızları ve
yaşlısı genci birçok kadını süsleyen gelin süsleyiciler, yani meşşâtalar, aynaların sırrı
arkasında hapsolmuş birer imge olmaktan öteye geçemezler asla. Meşşâta dediğin mesleğini
icra ederken kadını alır, baştan aşağı süsler; başlık takar, yüz bezer, rastık çeker, serpuş
bağlar, ziynet takar, kına (bodhuğ) yakar… Ama kadına güzel olduğunu söyleyen her zaman
ayna olmuştur. Tıpkı Pamuk Prenses masalındaki gibi.

Aradan yüzyıllar geçer. Türkün yurdu diyar diyar gezer. Sonunda Anadolu’da yerleşik olur.
Devletler, imparatorluklar kurulur, yıkılır. Nihayetinde günümüzün modern dünyasında
modern bir ülke olarak yaşar ve var olur. Kadın ise hâlâ kadındır. Gelgelelim sırdaşı, aynası,
elinde tuttuğu küçücük bir elektronik aygıttır artık. Her anını ve her halini artık ona bu küçük
cihaz göstermektedir. Hem de eski aynalar gibi de değil; bin bir türlü süzgeçten, filtreden
geçirerek. Kimi zaman bozarak, kimi zaman bire bin katarak. Güzelliklerini de ona artık
aynadaki kendisi, kendi içindeki öteki değil, bir başkası, başkaları söylemektedir. Bu anlamda
bir yanılsamayı, belki de çarpıtılmış bir hakikati yaşamaktadır artık.
Belki de bu yüzdendir ki bir türlü inanmaz istediği kadar güzel olduğuna. Hanidir küsmüş
olduğu o aynalardaki kendi suretini dahi elindeki o küçücük ve yalancı makineyle
resmetmektedir çünkü. Hal böyle olunca gözleri, saçları, burnu, kulakları, vücudunun her yeri
bir yabancı görünür gözüne. Bir başka yabancıya benzemek ister sonra. Yaptığı şey de,
yüzyıllardır olduğu gibi, kendini bezekçinin, yazmacının, düzgüncünün, meşşâtanın eline
bırakmak olur. Tek farkla: Onların hepsinin yerini artık modern muadilleri olan kuaförler,
güzellik salonları, estetik danışmanları almıştır… Bir de biz plastik cerrahlar. İlk saydıklarım
güzellik sunarken, plastik cerrahlar mutluluk sunmaktadır kuşkusuz. Çünkü, günün sonunda, plastik cerrahtan çıkan kadın kendine bu sefer ilk önce telefonunda değil, aynada bakacaktır.
İlk sırdaşı telefonu değil, aynası olacaktır. Bin yıl önce olduğu gibi.

Bu güzel hafta sonunda dışındaki güzelliği aynalarla, içindeki güzelliği sevdikleriyle paylaşan
mutlu kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Yorum Yok

Yorum Yap

Sohbete başla
Merhaba, bilgi almak ister misiniz?
Merhaba
Dr. Bilgehan Aydın olarak size nasıl yardımcı olabiliriz?