fbpx
Pzt - Ctesi 08:00 - 20:00

Pazar - KAPALI

0212 224 74 74

info@bilgehanaydin.com

ŞİŞLİ/İSTANBUL

Harbiye, Abdi İpekçi Cd. No:57

Bizi Takip Edin

TUZUN ÇOK BİLİNMEYEN FAYDASI : HALOTERAPİ

TUZUN ÇOK BİLİNMEYEN FAYDASI : HALOTERAPİ

Sodyum klorür. Ya da hepimizin bildiği basit ismiyle, tuz. Baz ve asitlerin tepkimesiyle
oluşan kimyasal bileşiklerin genel adı. Bir yandan günde alınması gereken miktarın üzerine
sık sık çıkıldığında hipertansiyon, böbrek ve kalp hastalıkları, ödem birikmesi gibi birçok
sağlık sorununun müsebbibi olan kötü madde, fakat bir yandan da antik çağ mitolojilerinden
destanlara, atasözlerinden şarkılara kadar birçok anlatının ana teması veya motifi olan
güzelleme nesnesi. Kadim inanışlarda da semavi dinlerde de iyicil bir anlam atfedilen bir
değer. Türk kültürü ve halkiyatında da tuz, yeni evlilere verildiğinde müreffeh ve bereketli bir
gelecek dileği anlamına gelirken, yeni doğmuş bebeklerin yıkandığı suyun içine katıldığında
nazardan koruyan bir efsun, ölüleri anarken ekmeğe katık edildiğinde hayır duası, yeni
taşınılan evin eşiğine döküldüğünde ise o evin içinde yaşanacak hayatı mutlu kılan bir mucize
olarak görülür.

Olaya sağlık gözüyle bakıldığında ise, ben tuza, kaya tuzu olmak koşuluyla, karşı olmayan bir
hekimim. Tuz ve su olmadan insan vücudundaki hayati önemi haiz hiçbir hücrenin işlevini
yerine getiremeyeceğini her fırsatta söylerim. Mesela iyot eksikliği anne karnındaki bebeğin
beyin ve beden gelişiminde ciddi sorunlara yol açabilir. Antidepresan özelliklerinin olduğu da
sıkça dile getirilir. Yalnız şunu da muhakkak eklemek isterim ki, mutfağımızdaki tuz, doğal
tuz değil. Sadece NaCl; yani sodyum klorür. Halbuki doğal tuzda sodyum ve klor
elementlerinin yanında birçok başka eser element de var. Bunlar da insan vücudunda mutlaka
bulunması gereken elementler. Denize girdikten sonraki dinginlik ve duruluk halini
hatırlatmak isterim. Bunun nedeni deniz suyundaki tuzdur. Tuz, insan bedeninde biriken
negatif elektriği iletkenliği sayesinde alıp götürür. Yorucu bir günden sonra evinize
geldiğinizde el ve ayaklarınızı tuzlu suyla yıkayarak bunu kendi gözlerinizle görebilirsiniz.
Görüldüğü üzere, madalyonun bir tarafında tuz insanın düşmanıyken, öbür tarafında dostu.
Bize düşen madalyonun faydalı tarafındaki tuzla ilgili yeterli bilgiye sahip olmak. Bu
faydalardan birisi de, bu haftaki yazımda konu etmek istediğim tuz terapisi, nam-ı diğer
haloterapi. 19. yüzyılda Polonyalı maden işçilerinin ne olursa olsun hiçbir ciddi hastalığa
yakalanmadıklarının dikkat çekmesi üzerine hakkında çalışmalar başlatılan bu olgu 1980’li
yılların ortalarından itibaren haloterapi adıyla bilimsel çalışmalara konu olmuş. Temel ilkesi
ise yeraltındaki tuz mağaralarının yer üstündeki klinik ortamlarda taklit edilmesi üzerine
kurulu. Yeraltı tuz mağaralarındaki doğal ortamlarda uygulandığı takdirde speleoterapi, bu
ortamın klinik ortamlarda yapay olarak oluşturulması durumunda haloterapi adını alan bu
tedavi yönteminin başta KOAH olmak üzere birçok akciğer ve solunum yolları hastalığına iyi
geldiğine dair hakemli bilimsel yayınlarda birçok makaleye rastlamak mümkün. Haloterapinin
iyileştirici etkisi ise bu ortamlarda aerosol halinde ve 1-5 mikron boyutlarındaki tuzun
solunmasıyla oluyor. Tuz mağaralarındaki veya odalarındaki mikroiklim koşullarında saf
halde bulunan sodyum, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi aerosol elementler
haloterapinin iyileştirici etkisinin temelini oluşturur. Haloterapi bu etkisiyle egzama ve
dermatit gibi deri hastalıklarına da iyi gelmektedir.

Bütün bunları neden anlattım? Yukarıda adını zikrettiğim hastalıklara dikkatinizi çekmek
istiyorum. İçinde olduğumuz koronavirüs salgını günlerinin tali sonuçlarından bazılarının
bunlar olduğunu unutmamamız gerekir. Covid-19 hastalığının solunum yolları üzerindeki
etkileri, ayrıca el hijyeni esnasında istemeden de olsa sıkça kullandığımız dezenfektanların
neden olduğu cilt sorunları, dört gözle beklediğimiz salgın sonrası günlerin yeni illetleri
olabilir. Bu nedenle haloterapinin alternatif bir tedavi yöntemi olarak gündeme getirilmesi
gerektiğini düşünüyorum. Dünyanın birçok yerinde yaygın bir şekilde uygulanan bu tedavi
yönteminin ülkemizde de yaygınlaşması için yapılan çalışmaların hızlandırılması gerektiği
kanaatindeyim. Haloterapi odasında geçirilen yarım saatin deniz üzerinde geçirilen üç güne
denk geldiğini, bu yarım saatte bünyeye alınan tuz miktarının ise bir öğün yemekte aldığımız
miktarın onda biri kadar olduğunu hatırlatarak bu az bilinen konuya dikkatinizi çekmek
istiyorum.

Yorum Yok

Yorum Yap

Sohbete başla
Merhaba, bilgi almak ister misiniz?
Merhaba
Dr. Bilgehan Aydın olarak size nasıl yardımcı olabiliriz?